âşinâ
bildik, tanıdık
“âşinâ” için 662 sonuç
bildik, tanıdık
yaradılış aşinâsı
güzellik tanıyan, güzellikten anlayan
göz âşinalığı olan, tanıdık
dert, keder, mihnet görmüş olan
hakkı, doğruyu, gerçeği bilen, ayıran
halden anlar
harfleri birbirinden ayırabilen, harfleri tanıyan
yaratan, yaratıcı. [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından]
“dolmuş” mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek: Vahşet-âgîn: vahşetle dolu
toplanmış, devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar : Ber-çîde : çekilip toplanmış
Arapça, Farsça, bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer, mahfaza, kab mânâsına kelimeler meydana gelir. Cüz-dân; İğne-dân: iğnelik. Kalem-dân: kalemlik. Nemek-dân: tuzluk. Sürme-dân: sürmelik. Ateş-dân: ateşlik gibi
“durmadan söylenen, dırlanan” mânâsına sıfat yapar. Herze-derây, Yâve-derây: saçma sapan şeyler söyleyen.
“çiğneyen” mânâsına gelen kelimelere katılarak vasfı terkîbî (birleşik kelime) yapar. Şeker-hâ (şeker çiğneyen): tatlı söyleyen, tatlı sözlü. Jâj-hâ: saçma sapan sözler söyleyen
“saçan, saçıcı” mânâsına kelimeleri sıfatlandırır. Cevher-nisar: mücevher saçan. Dürr-nisar: inci serpen, saçan. Pertev-nisâr: ışık saçan. Zer-nisâr: altın saçan... gibi.
“tapan, tapınan, taparcasına seven” mânâlarıyla *birleşik kelimeler yapılır. Âteş-perest: ateşe tapan, Hod-perest: kendini beğenen. İkbâl-perest: dalkavuk. Menfaat-perest: menfaatine düşkün
“yırtan, yaran” mânâsına gelerek *birleşik kelimeler yapar. Saf-şikâf: saf yaran, saf yarıcı. Mû-şikâf: kıl yaran; kılı kırk yaran.. gibi.
“açılmış” mânâsına gelerek *birleşik kelimeler yapar. Nev-şüküfte: yeni açılmış.. gibi.
“-dâş” mânâsına gelir. [“din-dâş, sır-daş” da olduğu gibi]
“doğuran” mânâsına gelerek *birleşik kelimeler yapar. Nâdire-zâ: nâdir, bulunmaz şey meydana getiren. Suhan-zâ: söz doğuran, söz îcâdeden.
“doğma, doğmuş” mânâsına gelerek *birleşik kelimeler yapar. Mâder-zâd: anadan doğup büyüme. Melek-zâd: melekten doğma. Nev-zâd: yeni doğmuş. Perî-zâd: periden doğmuş; mec. çok güzel.
“vuran, vurucu” mânâsına gelerek *birleşik kelimeler yapar. Gûş-zed: kulağa çalınan Zebân-zed: dil persengi, yayılmış söz.
kelimenin sonuna gelen ve “ey!” mânâsını veren bir nidâ edâtıdır: cânâ (ey cân); zâhidâ (ey zâhid) .. gibi.
büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak: ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır.