Arama sonuçları

Arama yeri
/ Aramaya git

Arama sonuçları

“âşinâ” için 662 sonuç

mencûk

Farsça · İsim

bayrak direklerinin başına takılan küçük ay

منجوق

menkul

Arapça · Sıfat

nakledilmiş, bir yerden bir yere taşınmış, taşınan. Emvâl-i menkule: bir yerden bir yere taşınabilen mallar: “iskemle, masa..” gibi. Emvâl-i gayr-i menkule: nakli, taşınması mümkün olmayan mallar: “ev, tarla..” gibi.

منقول

merhabâ

Arapça · Nida

“genişlenin”, “rahat oturun!” mânâsına bir selâmlaşma sözü

مرحبا

mersûm

Arapça · Sıfat

resmolunmuş, yazılmış, çizilmiş

مرسوم

mes’ûd-âne

Arapça · Zarf

mes’utçasına, kutlu olana yakışacak sûrette, kutlulukla

مسعودانه

mesnevî

Arapça · İsim

ed. her beyti başlı başına kafiyeli ve başından sonuna kadar aynı vezinde olan manzûme

مثنوى

mest-âne

Farsça · Sıfat, Zarf

sarhoşa yakışacak şekilde, sarhoşça, sarhoşçasına. Çeşm-i mest-âne: mahmur, baygın göz. Na’ra-i mest-âne: sarhoş na’rası.

مستانه

meşgufâne

Arapça · Zarf

delicesine, tutguncasına

مشغوفانه

meters

Farsça · İsim

kapının açılmaması için arkasına konulan ağaç

مترس

mevâdd

Arapça · İsim

fezâda, boşlukta yer dolduran varlıklar, cisimler

مواد

mevlânâ

Arapça · Sıfat

“efendimiz” mânâsınadır.

مولانا

mevt-i esved

gırtlağı sıkılmak veyâ suya atılmak sûretiyle husûle gelen ölüm, fr. mort noir. Halkın ezâ ve cefâsına katlanma

meyyit-âne

Arapça, Farsça · Zarf

ölü gibi, ölüyü andırırcasına

ميتانه

mezbûh-âne

Arapça, Farsça · Zarf

boğazlanır gibi, boğazlanmışcasına

مذبوحانه

mısrâ-ı âzâde

ed. başlıbaşına mânâsı bulunan mısrâ: “mâr-ı sermâ-dîdeye Rabbim Güneş göstermesin.” (Lâ), ... gibi.

mi’mâr

Arapça · İsim

inşâat plânlarını yapan ve bunların kurulmasına bakan san’atkâr, fr. architecte

معمار

mim

Arapça, Farsça

Osmanlı alfabesinin yirmi yedinci harfi olup “ebced” hesâbında kırk sayısının karşılığıdır.

م

minnet-şinâs-âne

Arapça, Farsça · Zarf

minnetşinascasına, minnetbilirlikle

منت شناسانه

mîr-zâ

Farsça · İsim

İranlılara mahsus bir asâlet ünvanı, beyzâde. [kelimenin sonuna getirilirse: (Haydar Mirza gibi) nesebçe büyüklüğe delâlet eder; kelimenin başına getirilirse (Mirza Hüseyin gibi) alelâde, efendi, bey mânâsına gelir].

ميرزا

mîrâsü’l-mükâteb

huk. [eskiden] kitâbete kesilmiş olan memlûke âit terekenin veresesine intikali, ki şu veçhile olur: mükâtebin terekesinden evvelâ yabancılara âit borcu varsa o tesviye olunur. Sonra mevlâsına borcu varsa bu verilir, daha sonra kitâbet bedelinden artan kısım te’diye olunur, bundan sonra ne kalırsa o da veresesine kalır…

mû-şikâf-âne

Farsça · Zarf

kılı kırk yararcasına, inceden inceye.

موشكافانه

mu'tekıl

Arapça · Sıfat

devenin dizini büküp bağlayan.

معتقل