sûz-nâk

سوزناك

f.b.s.

Sözlük anlamı

  1. 1
    yakan, yakıcı
  2. 2
    dokunaklı

    müessir

  3. 3
    müz. Türk müziğinin 13 numaralı (sonuncu) basit makamıdır. Basit makamlardan yegâne yeni olanı olup, bütün diğerleri pek eskidir. Sûz-nâk, tahmînen 1780 senelerinde Abdülhalim Ağa, Ahmet Ağa, Mehmet Ağa”dan biri tarafından îcâdedilmiştir. O zamandan beri, en ziyâde rağbet edilen makamlardan biridir. Net olarak içli bir hüzün telkin eder. Sûznâk, rast beşlisi ile hicaz dörtlüsünden yapılmıştır. Rast beşlisi ile rast (sol) perdesinde durur. Güçlüsü, beşli ile dörtlünün birleştiği beşinci derecede olan nevâ (re) dir. İnici-çıkıcı karışık bir şekilde seyreder. Donanımına “si” koma bemolü, “mi” bakıyye bemolü ve “fa” bakıyye diyezi konulur (ilki rast beşlisi ve son ikisi de hicaz dörtlüsü için). Niseb-i şerîfe’den dizisinde 7 tâne bulunmakla “mülâyim” sayılır. Orta sekizlisindeki sesleri -pestden tize doğru olmak üzere- şöyledir: rast, dügâh, segâh, çârgâh, nevâ, eviç ve gerdâniye. Bu asıl sûznâk’dır. Bir de durak üstü olarak dügâh perdesi yerine zengüle kullanan sûznâk vardır ki, buna “zengüleli sûznâk” derler ve zengüle makamının rast (sol) perdesindeki şeddi (hicazkâr) gibidir. Hicazkârdan farkı, dâima değil, fakat ancak karara doğru karakteristik olarak zengüle perdesini bir nevi üst-yeden olmak üzere kullanmasıdır.