1 müz. Türk müziğinde tahmînen üç asırlık veyâ daha eski bir mürekkep makam olup buna “acemli yegâh” da denilir (“acemli rast, kürdi’li çârgâh, kürdi’li hicâzkâr” da olduğu gibi). Kantemiroğlunun tahmîn edilen bir berefşan peşrev ile H. Saadettin Arel’in durak’ı makama misaldir. Beyâtî’ye sultânî yegâh’ın pest beşlisinin ilâvesinden hâsıl olmuştur (bu beşli, yegâh (re) perdesindeki pûselik beşlisidir). Dizisi umûmiyetle inicidir. Beyâtî kısma “si” koma bemolü konulur. Beşli’nin hiçbir ârızası olmadığından nota içerisinde geçtiği yerlerde ilâve edecek işâret yoktur (“si” sesi beşlide yoktur; yalnız yeden sesi olarak bakıyye diyezli “do” kullanılabilir). Bu pûselik beşlisi ile yegâh (re) perdesinde kalan makamın birinci derecede güçlüsü beyâtî’nin güçlüsü olan nevâ (re) olmak icâbederse de, bu perde, tiz duraktan ibârettir; asıl güçlü dügâh (lâ) perdesidir ki, beyâtî’nin durağı olduğu gibi sultânî yegâh’da da güçlüdür (beşli’nin son sesi). Adı geçen yegâh perdesine nakledilmiş pûselik beşlisi, esasen beyâtî makamının peste doğru devâmını teşkîl etmektedir. Beyâtî inici bir dizi olduğundan, bu sûretle peste doğru uzanış tabîî bulunmakta ve geniş ölçüde ortak seslerden istifâde edilmektedir (beyâtî makamında, yerinde bir pûselik beşlisi olduğu da mâlûmdur).